fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2015 Cuma

Gölge Yükseliyor-Robert Jordan



Herkese merhaba. :) Sınavların bitmesi ile rahatlamış bir şekilde karşınızdayım. Bayağı ara vermek durumunda kaldım ama malum sınavlardan kitap okuyamıyordum. Sınavların bitişiyle de hemen kitaplara saldırdım. Zaman Çarkı serisine daha fazla ara vermek istemediğimden dördüncü kitaba başladım. Bir haftadır bu kitabı okuyorum. Kitap 1000 küsur sayfa ve bir hafta kısa gibi gözükebilir lakin öyle değil. Çok daha kısa sürede bitirebilirdim ama bazı karakterler beni deli ettiğinden kitabı okuyamadım. Artık bu seri hakkında düşüncelerime güvenemez oldum. Her sayfa fikrim değişiyor. Kitabı okumayı zorlaştıran karakterler Egwene ve Nynaeve. Ya cidden bu karakterlerden kitabın son sayfalarına kadar nefret ettim. Hemen şunu belirteyim size, bu kitap hakkında spoiler vermeyeceğim ama serinin önceki kitapları hakkında spoiler verebilirim. İşte bu iki karakter Aes Sedai olduktan sonra çok havalandı. Herkesi ezmeye çalışıyorlar ve ben bundan nefret ediyorum. Ölseler üzülmem cidden. İşte böyle düşünürken son sayfada bir şey oluyor Nynaeve ile gurur duyuyorum. Galiba Aes Sedailerin genel huyu böyle. Ne kadar pis, bencil, havalı insan varsa Aes Sedai olarak almışlar. 
Önceki kitapta bölümlerin kısa olduğunu söylemiştim ama bu kitapta tekrar eski haline dönmüş. Yine o uzun, bitmez bölümler sizi bekliyor. Birde çeviri beni biraz rahatsız etti. Tek bana mı oldu bilmiyorum ama sanki cümlenin başıyla sonu arasında birlik yoktu. Başlarda inanılmaz rahatsız etse de zamanla alıştım. 
Seride en hoşuma giden şey ise Aieller. Benim hayatım boyunca bu kadar sevdiğim bir topluluk olmadı. Aielleri biri üzünce ben üzülüyordum, küçümserlerse sinirden ölüyordum. Hiçbir Aielin kılına zarar gelmesin istiyorum. Gerçekten çok orjinal bir halk. Bu kitapta geçmişlerine dair çok fazla bilgide verildiğinden daha bir benimsedim. Tabi Rand'ın da Aiel olmasınında etkisi yok değil. 
Erkek karakterleri her zamanki gibi çok seviyorum. Keşke Mat'e daha fazla bölüm verilseydi kitapta. Öyle çok daha güzel olabilirdi. Perrin ve Faile çiftini de çok seviyorum. En sevdiğim kadın karakter Faile olabilir. Perrin'i güzel kontrol ediyor. Perrin çok saf zaten. Yani Rand'a ve Mat'e bakıyorum, sonra Perrin'e bakıyorum sanki hala çocuk gibi. Büyük düşünemiyor hala. Bunun haricinde iyi bir karakter. 
Kitap hakkındaki yorumum bu kadar. Bayağı yarım yamalak bir yorum oldu ama seri yorumlayamıyorum ben. Şimdi Dirilişe başlayacağım. Okuduğunuz için teşekkürler. :)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Yenidendoğan Ejder-Robert Jordan


Herkese merhaba. :) En son 12 gün önce yorum girdiğimi farkettim ve moralim bozuldu. Daha sık yorum girmek istiyorum ama hayat kitap okumamam için türlü türlü zorluklar çıkarıyor karşıma. Tabi bunun haricinde kitabı çok yavaş okumamda bir neden ama siz onu takmayın. :)
Çooooook uzun bir serinin üçüncü kitabını da geride bırakış bulunuyorum. Artık Zaman Çarkı serisi benim için günlük bir ihtiyaç haline geldi. Okumazsam yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. Şimdiden okuduğum en iyi seri diyebilirim.
Daha önceki yorumumda seri yorumlamanın daha zor olduğundan bahsetmiştim. Şuan söyleyeceğim en ufak şey seriye başlayacaklar için kötü olabilir. O yüzden kitabı okurken türlü türlü şey düşündüm. Acaba bundan sonra toplu olarak 2-3 kitabın yorumunu mu yapsam yoksa tek tek devam mı etsem? Yada seriyi komple bitirince mi yorum girsem? Zaten bütün kitapları art arda okumayı düşünmüyorum. Araya kitaplar katarak devam edeceğim. Onların yorumlarını tek mi girsem? Bu konuda fikirlerinizi söyleyip bana yardımcı olabilirsiniz. Şuan seri hakkında hiçbir spoiler vermeden yorum yapacağım ama gelecekte bu değişecekmiş gibi gözüküyor. Tabi konu hakkında hiç bahsetmeden yorum yapmanında zorluğu var. Hiç spoiler vermemek için olan çabam yorumları kısaltmama neden oldu. Onun içinde özür dilerim. Bu kadar kafanızı şişirdiğim yeter, kitap hakkındaki yorumuma geçiyorum. :)
Yukarıda kitabı çok yavaş okuduğumu söylemiştim. Bunun nedeni kitabın kötü olması ya da akıcı olmaması değil, kitabı bitirmek istemememdir. O kadar güzeldi ki bir ara günde sadece bir bölüm okuma gibi bir olaya giriştim. O bölümü okuyup tüm gün onu düşünüyordum. Ancak sonunda dayanamadım ve bitirdim. Kitabın çevirmeni tekrar değişmiş. Birinci kitabın çevirmeni olan Niran Elçi çevirmen bu sefer. Çevirmen yönünden bir sıkıntı yok.
Kitapta en çok hoşuma giden şey bölümler kısa tutulmuş. Ben bir kitabın bölümünü bitirmeden kitaba başlayamıyorum. ''Ovv kıyamet kopuyor kalk iki tövbe et'' deseler bölüm bitmeden kalkmam yerimden. Önceki kitaplarda  bölümler aşırı uzundu ve arada okurken sıkılıyordum. Bu kitapta bölümler 10-20 sayfadan oluşuyor. O yüzden okurken çok rahattım.
Üçüncü kitapta Rand'ın bölümleri yok denecek kadar az. Yani Rand'ın bölümlerini okumayı seviyorsanız üzüleceksiniz. Benim için herhangi bir sorun olmadı ama. Ben sevmediğim karakterlerin bölümlerini okurken bile zevk aldım.
Karakterler hakkındaki düşüncelerim yine değişti. Galiba da seri boyunca hep değişecek. Önceki kitapta sevdiğimden şuan nefret ediyorum ya da tam tersi. Ancak bunlar sadece kadın karakterler için geçerli. Robert Jordan seride kadınları çok dominant işlemiş. Normalde sorum etmem ama bizi çok eziyorlar. Üzülüyorum serideki erkek karakterler için. Helede Aes Sedai diye bir şey çıkarmış Jordan. Ben Aes Sedailere inanmıyorum, saygıda duymuyorum. Aes Sedailer hileli karakterler bence. Herkesi küçümsüyorlar, istediklerini yapıyorlar, hep en güçlüleri onlar... İşte bu tür nedenlerden dolayı sevmiyorum onları. Hepsi ölse üzülmem. Aes Sedaileri geçiyorum ve hemen diğer biricik kızlarımıza geliyorum. Egwene ve Nynaeve adlı karakterlerden bahsediyorum. Sakın çocuğunuzun adını Nynaeve falan koymayın, pişman olursunuz. Zaten çok saçma. Nynaeve'yi sevdiğimi söylemiştim ama cidden çok inatçı bir karakter. Bazı düşüncelerini hala destekliyorum ama eskisi gibi sevmiyorum artık. Egwene'den ise nefret ediyorum. Bu kadar tripli bir karakter daha görmedim ben. Neyse bayan karakterleri geçiyorum. Gelelim Perrin ve Mat'e. Bu iki karakteri ve Rand'ı zaten severdim ama bu kitapta sevgim iyice arttı. Rand'ın bölümleri az olunca Mat'i ve Perrin'i daha yakından tanıma fırsatı buldum. Özellikle Mat bu kitapta yükselişe geçti. Daha önceki karakter gitti yerine daha iyi, güçlü bir karakter geldi resmen. Şuan favori karakterim kesinlikle Mat. Bu sefer değiştirmeyeceğim de. Sadece yanına ekleme yapacağım. :)
Hem olayların ilerlemesi hemde bölümlerin kısalması kitabı çok akıcı yapmış. Hiç sıkılmadan okunuyor. Özellikle de son 100 sayfası. Orada olaylar çözülüyor ve inanılmaz bir aksiyon patlaması yaşanıyor.
Ben seriye devam edecekmiyim bilmiyorum. Çok merak ettirici bir son ile bitti ama şimdi devam edersem seriden bir kitap azalır. Devam etmeyip diğer merak ettiğim kitapları okursam da olayları unuturum diye korkuyorum. Bu gece kararı mı vereceğim. :)
Yorumum bu kadar. Umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur. Hepinize bol okumalı günler dilerim. :)

22 Şubat 2015 Pazar

Rüya Ateşi-Karen Marie Moning


Herkese merhaba. :) Nefret ettiğim pazar gününü böyle muhteşem bir kitaba ayırdığım için çok mutluyum. İntikam Ateşi'ni bitirdiğim zaman yeni kitaba başlayamayacağımı söylemiştim. Çokta ciddiydim. Ancak o son üzerine uyuyunca üzerimdeki bütün sıkıntı yok oldu. Moning'in olayları düzelteceğine inandım ve kitaba başladım. Yorumuma başlamadan önce yayın evi değişikliğinden söz etmek istiyorum. Bildiğiniz üzere seri el değiştirip Artemis yayınları tarafından çıkarılmaya başladı. Hakkında çok fazla olumsuz yorum okumuştum. Bazılarına katılıyorum elbette. Üç kitap boyunca bize bazı kavramlar söyleniyor. Haliyle de o kavramlara alışıyoruz. Ancak Rüya Ateşi'nde bu kavramlar tamamen farklı isimlerle değiştiriliyor. Birazcık okuyunca çözüyorsunuz ama bu değişikliği çok saçma buldum. Barbaros Bostan'ın yaptığı bu hareket okuyucuyu salak yerine koymaktır. Kavramlar haricinde de öyle okumayı engelleyen bir şey yok. Mac aynı Mac yani. Beğenmediğim diğer ise kapak tasarımı. Böyle parlak, iğrenç bir şey yapmaya ne gerek vardı. Epsilon'un kapaklarını çok beğeniyordum ben.

Bu kitap diğerlerinden farklı olarak Dani'nin anlatımıyla başlıyor. Zaten kız inanılmaz eğlenceli biri ve onun bölümlerini okumak ayrı bir güzel. Hep o devam etseydi hiç üzülmezdim. Kendini herkesten havalı bulması, kötüyü umursamaması, kuralları takmaması çok iyiydi. Ancak daha sonra Mac'in bölümlerine geçip Dani'ye veda ediyoruz. Kitabın konusu hakkında çok bahsetmeyeceğim çünkü önceki kitap öyle bir yerde bitti ki ne dersem heyecanı kaçar. Bu serinin en cazip yönü belki de sırlardır. İnsan umutlanıyor belki bu kitapta bazı sırlar açığa çıkar diye ama nafile. Üzerine daha fazla sırlar ekleniyor. Moning'in hakkını yemeyelim çok küçük bir sırrı açıklamış. Ancak o sırrı başka bir sırra birleştirince hiçbir anlamı kalmıyor. Yine inanılmaz heyecanlı bir sonla bitirdi kitabı. Hemen diğer kitabı alıp okumamak için kendimi zor tutuyorum. Çünkü o kitapta her şey açıklanacak. Hem bütün sırları öğreneceğim diye seviniyorum hem de seri bitiyor diye üzülüyorum. Neyse ki son kitap öyle incecik bir şey değil. Her kelimesini sindire sindire okumalıyım. Gelelim iki erkek karakterimize. Barrons bu kitapta da beni delirtmeye devam etti. Ben biraz yumuşamasını beklerken adam daha kaba saba biri oldu. Son kitapta düzeltsen de artık boş, Moning. Barrons'la ilgili bütün teorilerim de boşa çıkmaya başladı. Gelelim Moning'in dışladığı Vlane'e  Size de Vlane dışlanmış gibi gelmiyor mu? Kitapta en sevdiğim erkek karakter oysaki. Kimse değerini bilmiyor adamın. Herkeste bir ona güvenmeme havası var. Bende güvenmiyorum. Hatta son kitapta bir pislik yapacağına inanıyorum ama şuana kadar gayet yardımsever biriydi. Barros'dan biraz korkuyor ama hangimiz korkmazdı?  Başına bir şey gelecek diye çok korkuyorum. Gelirse de gözümden düşersin Moning.

Bu kitapta diğer kitaplardaki gibi aşırı bir olay yok. Sona hazırlık gibi bir şey diyebilirim. Asıl aksiyonu son kitapta yaşayacağız galiba. Ben hemen diğer kitaba başlayacağım. Yarın okul olmasa bitirirdim ama maalesef var. Sıranın altında okuma hızıma bağlı olarak biraz gecikecek galiba yazı. Okuduğunuz için teşekkür eder, iyi günler dilerim. :)

21 Şubat 2015 Cumartesi

İntikam Ateşi-Karen Marie Moning


Herkese merhaba. :) Eski kitap okuma isteğimin içime doğduğu şu günlerde çok güzel bir kitapla daha karşınızdayım. Belki de Ateş serisini okumam bu isteği tetiklemiştir. Çünkü seri mükemmel bir şekilde devam ediyor. Diğer kitaplara göre farklı bir dünyanın içine girmek, klasikleşmiş karakterlerden kurtulmak keyif verici. Ancak bir şeyi itiraf etmek istiyorum. İlk iki kitabı okuduktan sonra bu seri için iyi şeyler düşünmüştüm ama bitirdikten sonra unutacağım bir seri olarak görmüştüm. Ancak çok erken karar vermişim. İntikam Ateşi bu seri için dönüm noktası oldu. İsterse kalan iki kitapta Moning saçmalamış olsun bu seriyi hiçbir zaman unutmayacağım.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Kan Ateşi-Karen Marie Moning



Herkese merhaba. :) Aslında bu yorum çok daha önce gelecekti ama internetin olmaması nedeniyle ertelendi.  İnternetin olmamasının en güzel tarafı da daha fazla kitap okumak. Bilgisayarın başında çok fazla zaman harcadığımı fark ettim. Ayrıca kitap hakkında çok fazla yorum yapamayacağım çünkü ne söylersem spoiler olacakmış gibi hissediyorum. Hemen şunu da söylemeliyim ki birinci kitaptan çok ufak spoiler olabilir.

Bu kitapta da Mac, Güç Objeleri'ni arıyor. İlk kitaptaki gibi geniş yer verilmiyor ama. Kan Ateşi'nde olaylar biraz daha derinlemesine inceleniyor. Yeni karakterler katılıyor, yeni olaylar oluyor. Ancak Mac'in kararlılığı devam ediyor. Bu huyu da inanılmaz hoşuma gidiyor. Diğer kitaplarda kadın karakterlerin kafasına göre iş yapması hiç hoşuma gitmezdi. Ancak Mac haklı olarak gizli işler yapabiliyor. İsterse gitsin ölsün ama ben her zaman Mac'i destekleyeceğim. Gelelim diğer karakterimiz Barrons'a  Ne gizemli bir karaktermiş ya. Mac bir şeyler soruyor ama Barrons cevap vermiyor ya kafasına vurasım geliyor.-Vuramam ama hayal işte.- Kardeşim biraz bilgi versene. Bizde insanız, merak ediyoruz. Yazımı bitirmeden benim en sevdiğim karakterden bahsetmek istiyorum. Vlane'e bayılıyorum. Pislik biri olabilir ama konuşması, hareketleri çok ilgi çekici. Üçüncü kitapta daha fazla rol almasını umuyorum. Yazımı da burada bitiriyorum. Çok kısa bir yaz oldu farkındayım ama yukarıda dediğim gibi ne yazarsam spoiler olacak. Hemde şuan yazdığım klavyeye alışamadım bir türlü. Bunları yazarken birle çok zorlandım. Üçüncü kitaba hemen başlayacağım demiyorum çünkü başladım bile. Hepinize iyi günler diliyorum. Bol okumalar. :)

15 Şubat 2015 Pazar

Karanlık Ateş-Karen Marie Moning




Herkese  merhaba. :) İnternet üzerinden alışveriş yapmanın belkide en kötü yanı beklemektir. Siparişin hazırlanmasını, kargoya verilmesini, kargonun gelmesini, dağıtıma çıkmasını beklersin. Benim gibi sabırsızsanız da bu beklemeler 2-3 gün değilde yıllar gibi gelir. Son verdiğim siparişte de bayağı bekledim. Yurtiçi Kargo gerçekten çok yavaş çalışıyor. Bari evime gelmiyorsunuz ben gelip alıp düşüncesi içerisinde bayilerini aramama rağmen telefonlarını açmama gibi bir huyu da var bu kargo şirketinin. Bende hem gezerim hem de kitaplarıma kavuşurum düşüncesiyle dışarı çıkmaya hazırlandım. Apartmanın kapısından çıkıp 20 adım ilerledim ve o beyaz atlı kargocuyu gördüm. -kargocuya ne denir bulamadım bir türlü, var mı bunun başka bir adı?- Bütün apartmanların kapısına bakarak yanıma doğru yaklaştı. ''Öhö öhö acaba Doğukan Şık'a mı bakmıştınız?'' sorusunu yöneltmem ile adamın yüzünün ışıldaması bir oldu. Merdivenleri çıkmaya eriniyordu galiba. Kargomu hemen aldım ve eve koştum. Zaten hiç gezmek istemiyordum. Kitabıma kavuşmuştum sonunda ama hemen okuyamadım. İşlerimden dolayı kitabı rafa kaldırdım ve hüzünlü bakışlarla ondan ayrıldım. Neyse ki bugün öğleden sonra okuma fırsatı buldum ve hemen bitirdim. Kitabın bu kadar iyi olacağını tahmin edemezdim.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Amber Yıllıkları-6


  

Herkese merhaba. :) Bu gece saat 2 civarlarında Ben Howard olma hayalleri kurarken hangi kitabı okuyacağıma karar vermediğimin farkına vardım. Elimde çok fazla seçenek vardı ve bir türlü seçemiyordum. Bazı insanlar ani kararlar alır ya. Mesela okuduğu bölümü bırakıp tekrar sınava hazırlanır ya da işten ayrılıp dünya turuna çıkar. Benimde aldığım ani karar Kıyametin Koz Kartları'na başlamak oldu. Galiba kitaplarım içinde en son okumayı düşündüğüm kitap buydu ama birden elime aldım ve başladım. Kısacık bir kitap olmasının ve akıcılığının da sayesinde az önce kitabı bitirdim. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi pek sevgili Corwin bu kitapta yok. Onun yerine başka bir anlatıcıyla seri devam ediyor. Kitap hakkında yorumlarıma geçmeden önce şunu da belirtmek isterim ki bu kitap hakkında spoiler vermeyeceğim ama ilk beş kitap hakkında spoiler olabilir. Önceki kitapları okumadıysanız bu yazının kalanını okumayınız lütfen. Neyse anlatıcının değişimi ister istemez insanı tedirgin ediyor. Helede çok sevdiğiniz bir kişiden ayrılacağınızı bilmek daha da kötü oluyor. Neyse ki yabancıya vermemişler ipi. Yeni anlatıcımız Corwin'in Merlin. Babası kadar zeki değil ama idare değil. Hem daha genç o da zamanla olgunlaşacak. Merlin'in her yıl belli bir zamanda öldürme teşebbüsüne uğruyor. Yine aynı tarihte öldürülmeyi beklerken eski kız arkadaşı Julia'nın öldürülmesiyle iyice işin içinden çıkamaz hale geliyor. Yaptığı incelemeler sonucunda Julia'nın bir şeyler bildiğinin farkına varıyor. Yukarıda Merlin için babası gibi zeki değil demiştim. Gözünün önündeki şeyleri görmüyor resmen Merlin. Bir insan bu kadar mı saf olur ya? Seni birileri uyarmış şöyle böyle yapma diye ama hala kafasına göre hareketler yapıyor. Kaderi de babasınınkine benzeyecek çocukcağızın. Bu arada Amber'de de olaylar karışık. Bir suikast telaşı var ortalıkta. Yine herkesden şüphelenmeye başlıyorsunuz. Zaten bu serinin sevdiğim yönü de entrika dolu olması. Kime güveniyorsanız ihanet ediyor. Hep bir çıkar peşindeler. Kitap boyunca hep bir sır var. Sürekli merak ediyorsunuz. Onu açıklasalar başka bir şey çıkıyor. 

10 Şubat 2015 Salı

Ozan Beedle'ın Hikâyeleri-J. K. Rowling


Harry Potter ve Melez Prens'de Dumbledore'un Hermione bıraktığı kitap olan Ozan Beedle'ın Hikayelerini sonunda okudum. Çoğu kişi Harry Potter serisini bilir. Kitapları ve filmleri dünya çapında iyi bir üne sahiptir. Bu haklı ün beni çok etkilemişti. Saatlerce Harry Potter okur yinede bıkmazdım. Yıllar sonra tekrar bu dünyaya dahil olmanın vermiş olduğu tatlı heyecanı anlatamam. Gelirinin yardım kuruluşlarına verilmiş olması ise ayrı bir güzel. Bu kitap için bizim dünyamızdaki masalların büyülü dünyadaki karşılığı diyebiliriz. Masal kitabı olduğuna bakmayın gayet zevkle okuyorsunuz. Zaten yüz sayfacık bir şey. İçinde isimleri Büyücü ve Zıplayan Kazan, İyi Kader Çeşmesi, Sihirbazın Kıllı Kalbi, Babbity Rabbitty ve Kıkırdayan Kütüğü ve Üç Kardeşin Hikayesi olan 5 tane hikaye var. Konularından bahsetmeyeceğim çünkü kısacık hikayeler ve klasik masallarımıza benziyor. İyiler her zaman kazanır, kötü davranışlarda bulunmamalıyız temalı hikayeler. Kitabın güzel tarafı her hikayeden sonra Profesör Dumbledore'un notları olması. Kurgu bir dünyanın içinde oluşan kurgular okumak daha bir keyif verici. Kitabın başlarında J.K Rowling Muggle okuyucular için bazı açıklamalar ekledim diyor. Çünkü Dumbledore notları büyücü okurlar için yazmış. J.K Rowling'de sanki bir çevirmenmiş gibi olaya dahil oluyor. O dünyanın kurgu olması seni rahatsız etmiyor çünkü hissetmiyorsun. Büyücüler tarafından hor görülünce bozuluyorsam kendimi kitaba kaptırdığım içindir. Bu hikayeleri gelecekte çocuklarıma okutacağım. Bunlarla büyüsünler, sonrada Harry Potter serisini okutup normal okul hayatlarını bitirmeyi planlıyorum.Veda etmeden önce son bir şey daha söylemek zorundayım. Bu kitabı okuyarak King okumaya ara vermiş oldum. Yani istediğim zaman tekrar King'e dönebilirim. Hepinize bol okumalar. :)

18 Aralık 2014 Perşembe

Michael Ende-Momo



 Uzun zamandır  karşılaştığım ama bir türlü okuyamadığım Momo'yu okuma fırsatı buldum sonunda. Bir kentte Momo adında bir kız çoçuğu ortaya çıkar. Momo'nun bir özelliği vardır:dinlemek. İnsanları hiç bölmeden dinler ve kentteki insanlar fırsat buldukça Momo'nun yanına konuşmaya gider. Momo o kadar güzel dinler ki kavgalı insanları bile barıştırır. Yazarımız burada dinlemenin o kadar kolay bir iş olmadığını söylüyor. ''Pehhh dinlemekte neymiş be Michael abi, bende yaparım'' demeyin diyor. Ben dedim ve hala da diyorum. Olacağı dinliyorsun yani ne gibi bir özelliği olabilir ki? Hatta Momo'dan daha güzel dinleyeceğimi düşünüyorum. Momo'nun başka bir özelliği daha var. En güzel oyunlar Momo'nun yanında oynanır.  Ben kitabın gidişatında mahallenin esas abisinin Momo'ya gidip ''Bak güzel kardeşim geldiğinden beri bütün mahalleyi etkin altına aldın. Doğru düzgün davran sen yokken biz vardık'' demesini bekliyordum ama kitaptaki çocuklar hiç sorgulamadan Momo'nun liderliğini kabul ediyorlar. Bu arada Momo'yu kıskanmıyorum ve hayır küçükken mahalleye yeni taşınan çocuk popülerliğimi elimden almadı. Neyse bu kadar küçüklüğüme indiğim yeter. Tabi her şey böyle güllük gülüstanlık gitmiyor. Kente duruşlarıyla,görünüşleriyle,sigara içişleriyle genç kızları hasta eden duman adamlar geliyor-yok öyle bir şey- Bu duman adamları öyle herkes göremiyor. Duman adamların zaman çalma gibi bir görevleri var. Göründükleri insanları zamanı daha verimli kullanması yönünde ikna ediyorlar. Artık saçma sapan oyunlar oynamak,müşteriyle sohbet etmek,sokakta gördüğün kediyi sevmek yok. Söylemeden duramayacağım ama ben duman adamları Fringe'de ki Observerlara benzettim. Ondan mıdır bilmem ama çok sevdim duman adamları. Duman adamlar zamanı avladığı için kent insanları da eskisi gibi zaman bulamıyor ve bu Momo'nun hoşuna gitmiyor. Bundan sonrasını anlatmayacağım ama kitabın gidişatı çok belli. 20 sayfa okuduktan sonra kitabın gidişatını kafanızda belirliyorsunuz. Zaten kitapta hoşuma gitmeyen şey de bu. Güzel bir konu var ama şaşırtmaca yok. Diğer hoşuma gitmeyen şey ise yazar yazmaktan kaçıyor. Kitapta iki yerde yazarın olayı nasıl yorumlayacağını merak ettim ama ikisinde ''burayı anlatmaya kelimeler yetmez'' diye boşladı. Yine daldan dala atladığım bir inceleme oldu. Kafanızı dağıtmak istiyorsanız kesinlikle önereceğim bir kitap. Keyifli okumalar dilerim. İyi günler...

15 Aralık 2014 Pazartesi

Stephen King-Şeffaf


 Herkese merhabalar. Uzun zamandır Stephen King kitabı okumadığımın farkına vardım ve bazı  kitaplarını sipariş ettim. Kitapçımda da Şeffaf'ı görünce hemen aldım ve okumaya başladım. Kitap çok heyecanlı olmasına rağmen son 100 sayfasını okumam çok uzun sürdü. Kalan son 20 sayfayı da dün gece bitirdim ve karşınızdayım.

28 Kasım 2014 Cuma

Cassandra Clare-Kemikler Şehri



 Çok uzun zamandır merak ettiğim bir seriye sonunda başladım. Aslında elimde Mahşer,Otostopçunun Galaksi Rehberi,Mesaj,Eragon,Yerdeniz,Dune,Amber Yıllıkları,Kral Katili Güncesi serileri vardı. Ama ben ne yaptım,gidip son paramla Kemikler Şehri'ni aldım. Bu seriye ilgim lise yıllarımda başlamıştı. Birgün babam elinde Mekanik Melek kitabıyla eve gelmişti. Hala merak ederim o kitabı nerden buldu diye. Mekanik Melek'i okuduğumda hayran kalmıştım çünkü yazarın dili aşırı iyiydi ve çok güzel bir konu seçmişti yazar. Gel gör ki ben bu seriye o zaman devam edememiştim ama hep aklımdaydı.Daha sonra Cassandra Clare'ı araştırdım ve Ölümcül Oyuncaklar adlı bir serisi daha olduğunu gördüm.Üzerinden yıllar geçti ve seriyi o süre boyunca alamadım.Sahilde Kafka'yı bitirip yukarıdaki kitaplar arasından birini seçmeye hazırlanırken eskiden okuduğum fantastik kitaplar aklıma geldi.Alacakaranlık,Gece Evi,Açlık Oyunları serileri... Edebi yönlerini okuduktan sonra aşırı bir şekilde eleştirsemde o kitaplar beni mutlu etmişti. Aşk üçgenleri,kötülüğe karşı mücadele,bitmeyen heyecan o zamanlar benim için yeterliydi.İleriki yıllarda daha farklı kitaplara yönelsemde onları hiç unutmadım. İşte okuyacak kitap seçerken aklıma Ölümcül Oyuncaklar serisi geldi.1 saat içinde kitap elime geçti ve hemen okumaya başladım. Şuan iyiki almışım diyorum çünkü o eski heyecanı tekrar yaşadım.

 Kahramanımız on beş yaşında Clary adlı genç bir kız. Clary en yakın arkadaşıyla gittiği kulüpte bir cinayete tanık oluyor. İşin ilginç tarafı cinayeti işleyenler benim gibi eli yüzü düzgün,etliye sütlüye karışmayan,efendi tipler değil. Sıradışı silahlara sahip dövmeli gençler. Belki içinizden''Ne olmuş yani?'' diyeceksiniz ama bu gençleri sadece Clary görebiliyor. Dananın kuyruğu burada kopuyor zaten. Gençleri bizde görebilseydik kitabın yazarı Grange olurdu. Kitaplarda bazı dönüm noktaları vardır ya ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz işte Clary içinde dönüm noktası bu cinayet. Onca yıldır kendisinden saklanan gerçekler açığa çıkmaya başlar. Normal bir bir öğrenciyken birden Gölge Avcıları,kurtadamlar,vampirler ve iblisler hayatına giriyor.Diğer karakterimiz ise Jace. Esas oğlanımız olan Jace pek bir havalı. Normalde bu tip karakterleri sevmesemde Jace'i pek bir sevdim.Öyle laflar ediyor ki bazen kitabı bırakıp Jace'e gülüyordum.Neyse kimin kime aşık olacağını anlamışsınızdır herhalde. Öyle vıcık vıcık aşk sahnelerinin olmaması kitabı daha bir sevmeme neden oldu.Kitabı okumadan önce kitabın sonlarına doğru şok olacağıma dair yorumlar okumuştum ama olmadım.Çünkü kitabın başından beri hafif hafif sezdirmişlerdi olayı. Olayın ne olduğunu söylemeyeceğim çünkü kitapta ki en büyük şaşırtmacadır kendileri. Genel olarak çok akıcı bir kitaptı. Vizelerim olmasaydı bir günde bitirebilirdim. Son olarak Valentine'den bahsedeceğim. Bence bu karaktere çok büyük haksızlık yapılıyor. Valentine sevgiyi hakediyor bence.Düşüncesinde de hiçbir yanlışlık görmüyorum. Valentine'ye ihanet etmeyip iyi bir dost olsaydınız her şey çok daha güzel olabilirdi. Kitap hakkında ki düşüncelerim bu kadar. Kesinlikle çok akıcı ve güzel bir kitap. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

9 Kasım 2014 Pazar

Amber Yıllıkları-5


Artık seriyi yarılamış bulunuyorum. Seriye başlamadan önce baktığım yorumlarda serinin ilk beş kitabını Corwin'in gözüyle anlatıldığını sonraki beş kitabın ise başka birinin gözüyle anlatıldığını okumuştum.Tabi o zaman umursamamıştım. Buz ve Ateşin Şarkısı gibi olacak diyordum kafamda. En sevdiğim Tyrion bölümünden en sevmediğim Brienne bölümüne geçisin daha hafif bir şekili olacaktı ama olmadı. Hiçbir zaman Tyrion'ı bıraktığım için üzülmemiştim ama az önce Corwin'i bırakınca inanılmaz bir şekilde üzüldüm.Çok alışmıştım ona.Küfürlerini,dövüşlerini,aşklarını onunla birlikte bende yaşamıştım ama derler ya her güzel şeyin bir sonu vardır-Böyle miydi?-  Belki yeni anlatıyıcıyıda seveceğim ama Corwin her zaman aklımın bir köşesinde yer alacak.Üzüntümü burada bırakıyorum ve kitapla ilgili yorumlarıma geçiyorum. Çok güzel dört kitaptan sonra aşırı sıkıldığım bir 120 sayfa okudum. Her zaman yolculukla geçen kitaplardan sıkılmışımdır İşte o 120 sayfanın çoğu yolculukla geçince bayağı sıkıldım. Neyseki kalan sayfalar tekrar bu serinin okuduğum en iyi serilerden biri olduğunu kanıtladı. Dördüncü kitabın şaşırtıcı sonundan sonra artık pek  tersköşe yapılmayacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Ne zaman bir şeye imkansız desem bu kitapta oldu.Roger Zelazny artık imkansız dememeyi öğretti bana.Bu kitapta en çok hoşuma giden şey ise Corwin'in kardeşlerine duyduğu sevginin kitaba yansımasıydı.Son bölümdeki kardeşleri hakkında ki yorumları beni duygulandırdı. Şuan Corwin  sanki hiç görünmeyecekmiş gibi konuşuyorum ama bu konu hakkında bir fikrim yok. Belki arada sırada bir ağacın kökünde uyurken rastlayabiliriz. Tabi ağaçtan izin alabilirse.

Serini ilk 100 sayfasında seriye ara vereceğimi düşünmüştüm ama bitirince kararım değişti. En kısa zamanda altıncı  kitabı okuyacağım ve yorumlayacağım. Elveda ve merhaba.

6 Kasım 2014 Perşembe

Amber Yıllıkları-4


 Amber Yıllıkları serisinin 4. kitabını az önce bitirmiş bulunmaktayım. Kitabın bitimine 10 sayfa kala kitap hakkında yarın bir şeyler yazarım diye düşünüyordum ama öyle bir sonu vardı ki sıcak sıcak yazayım dedim.

 3. kitap nasıl bittiyse hiçbir zaman atlaması yapılmadan başlıyor. Merak uyandırıcı bir sonla bitmişti ve daha da merak uyandırarak devam ediyor. Çok ilerlemeden şunu belirteyim kitabın başlarında Corwin geçmişin bir özetini yapıyor bize. İlk 3 kitapta ne olduysa hepsini gayet güzel bir şekilde anlatıyor. Yani direk 4. kitaptan başlayabilirsiniz-ciddiye almayın- Tabi kitap ilk kitaplara kıyasla daha az aksiyon içeriyor ama tam tersi şekilde entrikanın dibine vuruyor. 2. bölümde anlatılan olayı ileriki bölümlerde başka biri daha değişik bir şekilde anlatıyor. Tabi kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz.Zaten kimseye güvenmeyin!!! Ben güvendim de ne oldu? İşte entrikanın bol olduğu bir kitap olmuş.Bu entrikaları anlayınca kitabı daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Biraz geç oldu ama ben evreni bu kitapta tam olarak anladım hatta ilk üç kitabı biraz körlemesine okuduğumun farkına vardım. Neyse ki geç olmadan düzelttim durumu. Bu kitapta hoşuma giden diğer şey ise Amber'den Gölge Yeryüzü'ne geçişler. Bu geçişler sırasında kitap fantastik bir roman olmaktan çıkıyor ve şiir kitabına dönüşüyor. Niran Elçi gerçekten güzel bir iş çıkarmış keşke aynı başarıyı kapak tasarımında da gösterebilselerdi. Kitap hakkında pek birşeyde yazamıyorum çünkü kitap 204 sayfa ve yazacağım şeyler spoiler olabilir. O yüzden son cümlelerimi yazıyorum. Bence ilk dört kitap arasında en iyisi Oberon'un Eli'ydi. İnanılmaz şaşırtıcı bir sonla bitti. Vizelerimi umursamayacağım ve en kısa zamanda beşinci kitaba başlayacağım. İyi okumalar...

3 Kasım 2014 Pazartesi

Amber Yıllıkları 1-2-3



 İlk kitap incelememle karşınızdayım. İçimde garip bir heyecan var nedensizce. Yazdıkça geçeceğine inanıyorum. Kitap yorumuma geçmeden önce bu seriye başlamadan önceki sürecimle ilgili yazmak istiyorum. Liseye başladığımdan beri sürekli kitap okurum. Bazı aileler çocuklarına kitap okumadıkları için kızarlar benimkiler tam tersi şekilde kitap okuduğum için kızıyorlardı. 5 yıl boyunca aldığım her kuruşu kitaba yatırdığım için ailemden bazı tepkiler aldım. Neyseki ilk seferinde üniversiteyi kazanamamamın  nedenini bilmiyorlar. Onunda sebebinin kitap okumak olduğunu bilselerdi aramızda güzel bir tartışma çıkabilirdi.İşte böyle bir 5 yıl geçirdim ve 6. senemde kendi kendime ''Doğukan yeter artık kitap okuduğun artık ders çalışma zamanı'' dedim ve kitapları bıraktım. İşte böyle bir yıl geçirdim.Üniversiteyi kazandım ve tekrar kitaplara dönmeye karar verdim. Bu duygusal bir dönüş olacaktı,gözyaşları dökecektik,sevgi  kelimeleri karşılıklı sarfedilcekti ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kitaplara odaklanamıyordum. Uzun bir süre yanlış tür seçtiğimi düşündüm. Birçok şey denedim ama eskiye dönemedim. Ta kiiiii Amber Yıllıkları ile karşılaşıncaya kadar. Bir forumda bu kitap için Buz ve Ateşin Şarkısı'ndan daha fazla entrikalı denildiğini görmüştüm kii ben entrikaya bayılırım.İşte bu seriye başlama hikayem böyle.Anlattıklarımla sizi sıktıysam affola. Şimdi kitap hakkımdaki yorumlarıma geçebilirim.

 Serinin ilk üç kitabını tek seferde incelememin sebebi tek cilt şeklinde yayımlanmış olmasıdır. Kitabın konusuna kısaca değinmiş olmak gerekirse klasik taht kavgaları.8 tane erkek kardeş-yanlış hatırlamıyorsam-babalarının yokluğundan istifade ederek Amber tahtına çıkmak için uğraşıyorlar. Konu klasik olsada çok güzel bir şekilde işlenmiş.Taht kavgaları denilince insanın aklına eski çağlar gelir ama bu serimizde kitap tamamen eski çağlarda geçmiyor. Bir bakıyorsunuz bizim dünyamızdalar sonra tekrar Amber'de. Bizim dünyamız dahil diğer mekanlar Amber'in bir Gölgesi olarak geçiyor. Kısacası herşeyin merkezinde Amber var. Ben Kara Kule serisine başladığım zaman oradaki Orta Dünya'da günümüzden eşyalar bulunmasını hiç iyi karşılamamıştım. Hatta ikinci kitapta -spoiler olabilir diğer cümleye geçebilirisiniz ama çok ağır değil :)-kahramanımızın bizim dünyaya geçiş yapması beni kitaptan soğutmuştu. Bu nedenle Amber Yıllarına başlamadan önce bazı önyargılarım vardı ama önyargılarımı Roger Zelazny yıktı resmen. O geçişleri mükemmel bir şekilde işlemiş. Kitabın giriş bölümü okuduğum kitaplar arasında en iyi giriş bölümü olabilir.Kahramanımız gözünü hastahanede hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanıyor ve ortalığı yıkıyor. İlk kitap bazı şeyleri hemen anlayamamıştım. Gölge olayını hele uzun bir süre anlayamadım.İkinci kitapta olayları daha iyi anlamaya başladım ve kitap daha fazla hareketlenmeye başladı. Hatta öyle bir sonu varki şok olarak okumuştum. Zaten o son bölüm kitabı benim gözümde yüceltmişti. Yazar ters köşe yapmayı o sonla bırakmadı tabi. 3.kitapta daha da ileriye götürerek beni birkez daha şaşırttı. George Martin okuyan varsa acımasızca karakterleri öldürdüğünü çok iyi bilir. Korkarım ki Roger Zelazny'de de aynı huy var. Kitapta ki ani ölümler kitaba daha fazla odaklanmamıza neden oluyor. Kitap hakkında fazla bir bilgi vermediğimin farkındayım ama kitabın heyecanının  kaçmasını istemiyorum. Kesinlikle tavsiye etttiğim bir seri. Diğer kitapları ise okuduğum an burada yorumlayacağım.Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.