ithaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ithaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2015 Cuma

Gölge Yükseliyor-Robert Jordan



Herkese merhaba. :) Sınavların bitmesi ile rahatlamış bir şekilde karşınızdayım. Bayağı ara vermek durumunda kaldım ama malum sınavlardan kitap okuyamıyordum. Sınavların bitişiyle de hemen kitaplara saldırdım. Zaman Çarkı serisine daha fazla ara vermek istemediğimden dördüncü kitaba başladım. Bir haftadır bu kitabı okuyorum. Kitap 1000 küsur sayfa ve bir hafta kısa gibi gözükebilir lakin öyle değil. Çok daha kısa sürede bitirebilirdim ama bazı karakterler beni deli ettiğinden kitabı okuyamadım. Artık bu seri hakkında düşüncelerime güvenemez oldum. Her sayfa fikrim değişiyor. Kitabı okumayı zorlaştıran karakterler Egwene ve Nynaeve. Ya cidden bu karakterlerden kitabın son sayfalarına kadar nefret ettim. Hemen şunu belirteyim size, bu kitap hakkında spoiler vermeyeceğim ama serinin önceki kitapları hakkında spoiler verebilirim. İşte bu iki karakter Aes Sedai olduktan sonra çok havalandı. Herkesi ezmeye çalışıyorlar ve ben bundan nefret ediyorum. Ölseler üzülmem cidden. İşte böyle düşünürken son sayfada bir şey oluyor Nynaeve ile gurur duyuyorum. Galiba Aes Sedailerin genel huyu böyle. Ne kadar pis, bencil, havalı insan varsa Aes Sedai olarak almışlar. 
Önceki kitapta bölümlerin kısa olduğunu söylemiştim ama bu kitapta tekrar eski haline dönmüş. Yine o uzun, bitmez bölümler sizi bekliyor. Birde çeviri beni biraz rahatsız etti. Tek bana mı oldu bilmiyorum ama sanki cümlenin başıyla sonu arasında birlik yoktu. Başlarda inanılmaz rahatsız etse de zamanla alıştım. 
Seride en hoşuma giden şey ise Aieller. Benim hayatım boyunca bu kadar sevdiğim bir topluluk olmadı. Aielleri biri üzünce ben üzülüyordum, küçümserlerse sinirden ölüyordum. Hiçbir Aielin kılına zarar gelmesin istiyorum. Gerçekten çok orjinal bir halk. Bu kitapta geçmişlerine dair çok fazla bilgide verildiğinden daha bir benimsedim. Tabi Rand'ın da Aiel olmasınında etkisi yok değil. 
Erkek karakterleri her zamanki gibi çok seviyorum. Keşke Mat'e daha fazla bölüm verilseydi kitapta. Öyle çok daha güzel olabilirdi. Perrin ve Faile çiftini de çok seviyorum. En sevdiğim kadın karakter Faile olabilir. Perrin'i güzel kontrol ediyor. Perrin çok saf zaten. Yani Rand'a ve Mat'e bakıyorum, sonra Perrin'e bakıyorum sanki hala çocuk gibi. Büyük düşünemiyor hala. Bunun haricinde iyi bir karakter. 
Kitap hakkındaki yorumum bu kadar. Bayağı yarım yamalak bir yorum oldu ama seri yorumlayamıyorum ben. Şimdi Dirilişe başlayacağım. Okuduğunuz için teşekkürler. :)

8 Mayıs 2015 Cuma

Trendeki Kız-Paula Hawkins


Herkese merhaba. :) Bildiğiniz gibi Zaman Çarkı'nı  okuyordum ama ara vermek istedim. Sevmediğimden ya da soğuduğum için değil sadece çok güzel gittiği için ara vermek istedim. Serinin bütün kitaplarını art arda okursam hem çabuk bitecek hemde diğer kitaplara vakit ayıramayacağımın farkına vardım. Merak ederek aldığım kitapları böyle kenarda köşede bırakmakta içime sinmeyince küçük bir veda yaşadık Robert Jordan ile.
Okumadığım kitaplar içinde hem en merak ettiğim hemde en merak etmediğim kitap Trendeki Kız idi. Çok saçma oldu ama açıklayacağım. Bildiğiniz üzere kitabın çok fazla reklamı yapıldı. İyisiyle kötüsüyle incelemelerde yapıldı ve kitaba olan merakım iyice arttı. Bu merakımın dizginleyen şey ise benim polisiye sevmiyor oluşumdu. Grange kitapları  haricinde polisiye kitapları okumak hiç hoşuma gitmiyor. Hiçbiri Grange kadar güzel yazamıyor sanki. İşte polisiyeye olan bu tavrım kitaba başlama süremi biraz uzattı. Neyse Zaman Çarkı'na ara vermeye karar verince de her şeyi bir kenara bıraktım ve kitaba başladım.
Yoruma başlamadan önce belirtmek isterim ki yazarın ilk polisiye kitabıymış Trendeki Kız. Okurken buna dikkat etmeye çalıştım. Hani kitabı beğenmesem direk ilk kitabı olduğu için böyle kötü olmuş gibi bir yorum yapacaktım. Ancak  yazarın ilk polisiye kitabı olmasına rağmen ben gayet beğendim.
Kitap her gün aynı trene binen Rachel üzerinden gidiyor. Trende yaptığı yolculuklar sırasında da camdan sürekli izlediği bir çift var. Kendi kafasından onlara isimler takıyor, işler uyduruyor. Ancak bir süre sonra izlediği çiftten biri kayboluyor. Onları sürekli izlemesinin ve gördüğü bazı şeylerden dolayıda yardımda bulunmaya karar veriyor. Kitabın konusundan bu kadar bahsedeceğim çünkü öyle aşırı kapsamlı bir konuya sahip değil kitap. Bahsetmek istediğim şey ise bu kitap gördüğü ilgiyi hakediyor mu? Herkesin dilinde bu kitap var, satış rekorları kırıyor. Peki bu kitabı diğer polisiye kitaplardan ayıran ne? Bana göre hiçbir şey.  Çok iyi bir polisiye okuru olmayabilirim ama neyin şaşırtıcı olup olmadığını anlayabilirim her halde. Öncelikle kitap şaşırtıcı değil. Arka kapakta ''En dikkatli okurlar bile, şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar'' yazıyor. Reklam için yazılmışsa bir şey diyemiyorum ama ciddi anlamda yazılmışsa komik buluyorum. Kitapta şaşırtıcı herhangi bir kısım yok. Bana göre klasik bir polisiyeden öteye geçememiş kitap. Olayın suçlusunu düşünürken bile seçeneğimiz yok ki. Kafanızdan bir eleme yapıp direk suçluya ulaşabiliyorsunuz. Kitapta çok az karakter var ve kimin suçlu olmadığını direk sana söylüyor yazar. Arada küçük aksiyonlarla ters köşe yapmaya çalışsa da başarılı olamamış bence. Bu yönden başarılı bulamadım kitabı ama yinede beğendim. Özellikle atmosferi çok iyi kitabın. Hawkins o havayı, ortamı hissettirebiliyor size. Beni çok şaşırtan olay ise etrafta kitabı yarım bırakanları görmek oldu. Kitabın dili o kadar akıcı ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. Ben akşam 5-6 gibi başladım kitaba ve az önce bitirdim. Zaten 359 sayfa ve olaya direk giriyorsunuz. Sürekli bir ilerleme kaydediyorsunuz ve bu sizi sıkmıyor. Neyse bırakanları tekrar okumaya davet ediyorum ve devam ediyorum. Kitapta ikinci hoşuma gitmeyen şey ise zaman geçişleri. Anlatıcı birden eski günlerden bahsetmeye başlıyor ve ne ara geçtiğini anlayamıyorsunuz. Hala şimdiki zamanda sanıp olayları karıştırabiliyorsunuz. En azından bu benim için öyle oldu. Belkide kendimi kitaba tam olarak verememiş olabilirim. Kısacası zayıf bulduğum yönleri olsa da beğendiğim bir kitap oldu Trendeki Kız. Ancak bu kadar reklamı hak etmiyor. Ben sürekli kitabı Marslı ile karşılaştırdım. Tarz olarak çok farklı kitaplar ancak son dönemlerde ikisininde reklamı çok fazla yapıldı. Marslı bunu hak etti ama Trendeki Kız kesinlikle hak etmedi.
Kitap hakkındaki yorumum bu kadar. Ayın on beşinde Stephen King'in yeni kitabı geliyormuş. Bu güzel haberi size veriyorum ve veda ediyorum. Sağlıcakla kalın. :)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Yenidendoğan Ejder-Robert Jordan


Herkese merhaba. :) En son 12 gün önce yorum girdiğimi farkettim ve moralim bozuldu. Daha sık yorum girmek istiyorum ama hayat kitap okumamam için türlü türlü zorluklar çıkarıyor karşıma. Tabi bunun haricinde kitabı çok yavaş okumamda bir neden ama siz onu takmayın. :)
Çooooook uzun bir serinin üçüncü kitabını da geride bırakış bulunuyorum. Artık Zaman Çarkı serisi benim için günlük bir ihtiyaç haline geldi. Okumazsam yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. Şimdiden okuduğum en iyi seri diyebilirim.
Daha önceki yorumumda seri yorumlamanın daha zor olduğundan bahsetmiştim. Şuan söyleyeceğim en ufak şey seriye başlayacaklar için kötü olabilir. O yüzden kitabı okurken türlü türlü şey düşündüm. Acaba bundan sonra toplu olarak 2-3 kitabın yorumunu mu yapsam yoksa tek tek devam mı etsem? Yada seriyi komple bitirince mi yorum girsem? Zaten bütün kitapları art arda okumayı düşünmüyorum. Araya kitaplar katarak devam edeceğim. Onların yorumlarını tek mi girsem? Bu konuda fikirlerinizi söyleyip bana yardımcı olabilirsiniz. Şuan seri hakkında hiçbir spoiler vermeden yorum yapacağım ama gelecekte bu değişecekmiş gibi gözüküyor. Tabi konu hakkında hiç bahsetmeden yorum yapmanında zorluğu var. Hiç spoiler vermemek için olan çabam yorumları kısaltmama neden oldu. Onun içinde özür dilerim. Bu kadar kafanızı şişirdiğim yeter, kitap hakkındaki yorumuma geçiyorum. :)
Yukarıda kitabı çok yavaş okuduğumu söylemiştim. Bunun nedeni kitabın kötü olması ya da akıcı olmaması değil, kitabı bitirmek istemememdir. O kadar güzeldi ki bir ara günde sadece bir bölüm okuma gibi bir olaya giriştim. O bölümü okuyup tüm gün onu düşünüyordum. Ancak sonunda dayanamadım ve bitirdim. Kitabın çevirmeni tekrar değişmiş. Birinci kitabın çevirmeni olan Niran Elçi çevirmen bu sefer. Çevirmen yönünden bir sıkıntı yok.
Kitapta en çok hoşuma giden şey bölümler kısa tutulmuş. Ben bir kitabın bölümünü bitirmeden kitaba başlayamıyorum. ''Ovv kıyamet kopuyor kalk iki tövbe et'' deseler bölüm bitmeden kalkmam yerimden. Önceki kitaplarda  bölümler aşırı uzundu ve arada okurken sıkılıyordum. Bu kitapta bölümler 10-20 sayfadan oluşuyor. O yüzden okurken çok rahattım.
Üçüncü kitapta Rand'ın bölümleri yok denecek kadar az. Yani Rand'ın bölümlerini okumayı seviyorsanız üzüleceksiniz. Benim için herhangi bir sorun olmadı ama. Ben sevmediğim karakterlerin bölümlerini okurken bile zevk aldım.
Karakterler hakkındaki düşüncelerim yine değişti. Galiba da seri boyunca hep değişecek. Önceki kitapta sevdiğimden şuan nefret ediyorum ya da tam tersi. Ancak bunlar sadece kadın karakterler için geçerli. Robert Jordan seride kadınları çok dominant işlemiş. Normalde sorum etmem ama bizi çok eziyorlar. Üzülüyorum serideki erkek karakterler için. Helede Aes Sedai diye bir şey çıkarmış Jordan. Ben Aes Sedailere inanmıyorum, saygıda duymuyorum. Aes Sedailer hileli karakterler bence. Herkesi küçümsüyorlar, istediklerini yapıyorlar, hep en güçlüleri onlar... İşte bu tür nedenlerden dolayı sevmiyorum onları. Hepsi ölse üzülmem. Aes Sedaileri geçiyorum ve hemen diğer biricik kızlarımıza geliyorum. Egwene ve Nynaeve adlı karakterlerden bahsediyorum. Sakın çocuğunuzun adını Nynaeve falan koymayın, pişman olursunuz. Zaten çok saçma. Nynaeve'yi sevdiğimi söylemiştim ama cidden çok inatçı bir karakter. Bazı düşüncelerini hala destekliyorum ama eskisi gibi sevmiyorum artık. Egwene'den ise nefret ediyorum. Bu kadar tripli bir karakter daha görmedim ben. Neyse bayan karakterleri geçiyorum. Gelelim Perrin ve Mat'e. Bu iki karakteri ve Rand'ı zaten severdim ama bu kitapta sevgim iyice arttı. Rand'ın bölümleri az olunca Mat'i ve Perrin'i daha yakından tanıma fırsatı buldum. Özellikle Mat bu kitapta yükselişe geçti. Daha önceki karakter gitti yerine daha iyi, güçlü bir karakter geldi resmen. Şuan favori karakterim kesinlikle Mat. Bu sefer değiştirmeyeceğim de. Sadece yanına ekleme yapacağım. :)
Hem olayların ilerlemesi hemde bölümlerin kısalması kitabı çok akıcı yapmış. Hiç sıkılmadan okunuyor. Özellikle de son 100 sayfası. Orada olaylar çözülüyor ve inanılmaz bir aksiyon patlaması yaşanıyor.
Ben seriye devam edecekmiyim bilmiyorum. Çok merak ettirici bir son ile bitti ama şimdi devam edersem seriden bir kitap azalır. Devam etmeyip diğer merak ettiğim kitapları okursam da olayları unuturum diye korkuyorum. Bu gece kararı mı vereceğim. :)
Yorumum bu kadar. Umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur. Hepinize bol okumalı günler dilerim. :)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Büyük Av-Robert Jordan


Herkese merhaba. :) Mükemmel bir serinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Bu kitabı beklediğim kadar hiçbir şeyi beklemedim herhalde. Ancak işlerim olduğu içinde hemen başlayamadım. İki gün önce başladım ve boş olmamın da verdiği rahatlıkla kitabı bitirdim. Muhteşem deyip yazımı burada bitirebilirim. Çünkü bu kitap hakkında başka ne denebilir bilmiyorum. Birinci kitaba göre kat be kat daha güzel. Sonuçta birinci kitap bir giriş kitabı olduğu için karakterleri tanıma gibi olaylar kitabın heyecanını düşürebiliyor. Ancak ikinci kitapta heyecan hiç düşmüyor. Zaten çok güzel bir girişle kitap başlıyor ve tempoyu hiç düşürmeden devam ediyor. Kitabı okurken de şuanda da  bir serinin devam kitaplarını yorumlamanın ne kadar zor olduğunu farkettim. İlk kitap olunca kitabın içeriği hakkında bilgi verebiliyorsunuz ama ikinci kitapta veremiyorsunuz. Çünkü ne söylerseniz spoiler olur. O yüzden konusundan bahsetmeyeceğim. İkinci kitapta çevirmende değişiyor. Ateş serisini okuyunca çevirmenin değişmesinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu görmüştüm. Neyse ki bu kitapta öyle bir sorun yok. Hatta daha güzel olmuş ikinci kitabın çevirisi. 
Birinci kitabı yorumlarken karakterler hakkındaki düşüncelerimi dile getirmiştim. Erkek karakterler hakkındaki düşüncelerim değişmedi ama Nynaeve hakkındaki düşüncelerim tepetaklak oldu. Bu eller nasıl o kadını kötüler. Şuan seride favori karakterim Nynaeve. Kendisinden büyük şeyler bekliyorum. Seride istediklerimi sadece o gerçekleştirecekmiş gibi hissediyorum. Yani ismini doğru düzgün okuyabilseydim, gelecekte kızım olsaydı ismini Nynaeve koyardım. İsmini okurken çırpınıyorum resmen. 
Aes Sedailerin hiçbirine de güvenmiyorum artık. İlk kitapta da sevmezdim ama bu kitapta daha da sinir oldum. Hepsi yok olsa üzülmem. 
Fantastik kitaplarda bir şey farkettim. Biz fantastik okurları bu dünyada ya da herhangi bir fantastik dünyada yaşasaydık her şeyi doğru yapardık. Çünkü artık konuşmalardan, hareketlerden kimin iyi kimin kötü olduğunu anlayabiliyoruz. Ancak bunlar anlamıyor ve beni delirtiyorlar. Ya çoğu yerde saçlarımı yoldum. ''Nasıl böyle hatalar yaparsınız?'' diye haykırdım. Biraz daha hata yapmaya devam ederse karakterler yakında delireceğim. 
Bu arada birinci kitabı beğenmeyip seriyi bırakanlar devam etsin bence. İkinci kitap o kadar güzel ki fikrinizin değişeceğine eminim. Böyle bir seriye haksızlık etmemelisiniz. 
Birde uyarı yapmayı istiyorum. Arkada çok yararlı bir sözlük olduğunu söylemiştim. Kitabı okumadan orayı okumamanızı öneririm. En azından karakterler hakkındaki tanımları okumayın. Ben kitapta bir yeri kaçırdım galiba ve spoiler yedim. Tam olarak spoiler olmayabilir, bende çözemedim ne olduğunu. Ancak karakterler dışındaki kafanızın takıldığı yerleri okuyabilirsiniz. 
Kitap hakkında yorumum bu kadar. Aslında kitap hakkında günlerce konuşabilirim ama o kadarı spoiler olur. Okuduğunuz için teşekkürler. İyi okumalar. :)

3 Nisan 2015 Cuma

Dünyanın Gözü-Robert Jordan



Herkese merhaba. :) Yine uzun bir ara verdim ama geçerli sebeplerim var. Vizeler yarın başlıyor ve yoğun bir çalışma dönemindeyim. O kadar çok kitap okumak istiyorum ki anlatamam. Vize dönemlerinde hep böyle bir istek artışı oluyor. Şu vizeleri bir atlatırsam seriye dört kolla sarılacağım.
Seriler hakkında yorum yapmak benim için daha zor oluyor. Söyleyeceğim en küçük şey bile spoiler olabilir. O yüzden daha temkinli davranmaya özen göstereceğim.
Aslında ben Zaman Çarkı serisine çok önceden başlamıştım. 1. kitabının sonlarına kadarda gelmiştim ama hatırlayamadığım bir nedenden dolayı bırakmıştım. Şuan iyiki bırakmışım diyorum kendime. O zaman birinci kitabı tamamen okusaydım şuan seriyi bitirmiştim olurdum. Bir kitap bu kadar mı muhteşem olur?
Konusu hakkında muhakkak hepinizin biraz bilgisi vardır. Zaten klasik bir konusu var. İyi ve kötünün savaşı. Konu klasik olmasına rağmen olayların işlenişi kitabı diğer kitaplardan ayırıyor.
14 kitaplık uzun bir seri olması dolayısıyla insan biraz korkuyor. Başlamak birazda cesaret işi. Maddi olarak da biraz tuzlu bir seri. Seriyi önceden incelemişseniz çok fazla karakter olduğundan bahsedildiğini görmüşsünüzdür. İlk kitap için bunun doğru olduğunu söyleyemeyeceğim. Öyle unutacağınız kadar çok karakter yok. Serinin diğer kitaplarında durum değişebilir tabi. Kavramlar hakkında da telaşlanmanıza gerek yok çünkü kitabın arkasında sözlük bulunuyor. Çok yararlı olmuş o sözlük. Bana göre serinin en güzel yerinde bir kavramın ne olduğunu unuttum. Nasıl kıvranıyorum anlatamam. İnternete bakarsam spoiler yiyeceğimi de düşünüyorum. Nasıl hatırlayacağım diye kara kara düşünürken sözlük yardımıma yetişti.
Ben yolculuk üzerine olan kitapları sevmem aslında. Bana biraz kolaya kaçınılmış gibi gelir. Yolda bir tehlike gelir grubumuzun başına ve olaylar oradan devam eder. Yada bir şeyden kaçarlar. Böyle şeyler hoşuma gitmez ama Dünyanın Gözü'nü beğendim. Şunuda söylemeliyim ki yolculukla geçen kitap deyince aklıma ilk Kara Kule serisi gelir. Kara Kule serisini seviyorum ama. Onu katmayalım lütfen.
Kitapta en sinir olduğum şey ise karakterler. Tabi hepsi değil. Rand'ı çok sevdim mesela. Çok doğru düşünceleri olan bir karakter. Mat ise çok tatlı bir karakter olmuş. Her kitapta böyle bir boşboğaz karakter olmalı bence. Sevmediğin ilk karakter Egwene. Ya kitap boyunca bir insan neden böyle hareketler yapar diye düşündüm. Saçma saçma kızmaları, diklenmeleri hoşuma gitmedi. Diğeri ise Nyneave. Tamam Hikmet'sin ama bu ne sinir be. Bi ara gelip bana niye ders çalışmayıp kitap okuyorsun diye kızacak sandım.  Gelelim Moiraine'ye. Nasıl okuyacağımı da çözemedim bir türlü. Bu karakterimiz aslında diğer bayan karakterlerimize göre daha iyi ama bununda küçümseme gibi bir huyu var. Güç olarak iyi olabilirsin ama neden o garipleri küçümsüyorsun. Sorulara cevap vermemeler, söz kesmeler falan hiç hoşuma gitmedi. Gelelim en havalı karaktere. Hiç kimse Lan kadar havalı olamaz bence. Hiç boş konuşmaz, iyi kılıç kullanır, kadınların hayalini süsler. Tek sorunu ismi galiba. Yabancıların kitaplarında Ben, Anne, Adam, Lan gibi isimleri kullamasını hiç sevmiyorum. Ben onları Türkçe'ymiş gibi algılıyorum. En sevdiğim karakter ise Perrin. Çocuk çok efendi ya. Daha fazla karakter var ama okuma zevkiniz azalmasın diye anlatmayacağım.
Sizde serilerde kahramanların kazandıkları güçleri istememelerine sinir oluyor musunuz? Ya abicim ne güzel özelliğin var sen niye şuna zarar vereceğim triplerine giriyorsun.
Şimdi biraz geçmişe döneceğim. Orta okuldayız ve ortalıkta bir söylenti dolanmaya başlıyor. Lisede kızlar teklif ediyormuş. Liseye gidince gerçeği görüyoruz ama yılmıyoruz. Çünkü üniversitede kızların teklif ettiğini öğreniyoruz. O umutla üniversiteye gidiyoruz ama yine hüsrana  uğruyoruz. Robert Jordan bu söylentilere son vermiş ve kızların teklif ettiği bir seri yaratmış. :) Değişik olmuş cidden.
Seriye devam etmeyi çok istiyorum ama edemeyeceğim şuan. Hem elimde ikinci kitabı yok hemde vizeler var. Çok güzel bir yerde de bitmişti. Bursum gelince almayı planlıyorum.
Sizde uzun soluklu -normal soluk, korkmayın- bir seriye başlamak istiyorsanız kesinlikle öneririm. Okuduğunuz için teşekkürler. Bol okumalı günler dilerim. :)

11 Şubat 2015 Çarşamba

Amber Yıllıkları-6


  

Herkese merhaba. :) Bu gece saat 2 civarlarında Ben Howard olma hayalleri kurarken hangi kitabı okuyacağıma karar vermediğimin farkına vardım. Elimde çok fazla seçenek vardı ve bir türlü seçemiyordum. Bazı insanlar ani kararlar alır ya. Mesela okuduğu bölümü bırakıp tekrar sınava hazırlanır ya da işten ayrılıp dünya turuna çıkar. Benimde aldığım ani karar Kıyametin Koz Kartları'na başlamak oldu. Galiba kitaplarım içinde en son okumayı düşündüğüm kitap buydu ama birden elime aldım ve başladım. Kısacık bir kitap olmasının ve akıcılığının da sayesinde az önce kitabı bitirdim. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi pek sevgili Corwin bu kitapta yok. Onun yerine başka bir anlatıcıyla seri devam ediyor. Kitap hakkında yorumlarıma geçmeden önce şunu da belirtmek isterim ki bu kitap hakkında spoiler vermeyeceğim ama ilk beş kitap hakkında spoiler olabilir. Önceki kitapları okumadıysanız bu yazının kalanını okumayınız lütfen. Neyse anlatıcının değişimi ister istemez insanı tedirgin ediyor. Helede çok sevdiğiniz bir kişiden ayrılacağınızı bilmek daha da kötü oluyor. Neyse ki yabancıya vermemişler ipi. Yeni anlatıcımız Corwin'in Merlin. Babası kadar zeki değil ama idare değil. Hem daha genç o da zamanla olgunlaşacak. Merlin'in her yıl belli bir zamanda öldürme teşebbüsüne uğruyor. Yine aynı tarihte öldürülmeyi beklerken eski kız arkadaşı Julia'nın öldürülmesiyle iyice işin içinden çıkamaz hale geliyor. Yaptığı incelemeler sonucunda Julia'nın bir şeyler bildiğinin farkına varıyor. Yukarıda Merlin için babası gibi zeki değil demiştim. Gözünün önündeki şeyleri görmüyor resmen Merlin. Bir insan bu kadar mı saf olur ya? Seni birileri uyarmış şöyle böyle yapma diye ama hala kafasına göre hareketler yapıyor. Kaderi de babasınınkine benzeyecek çocukcağızın. Bu arada Amber'de de olaylar karışık. Bir suikast telaşı var ortalıkta. Yine herkesden şüphelenmeye başlıyorsunuz. Zaten bu serinin sevdiğim yönü de entrika dolu olması. Kime güveniyorsanız ihanet ediyor. Hep bir çıkar peşindeler. Kitap boyunca hep bir sır var. Sürekli merak ediyorsunuz. Onu açıklasalar başka bir şey çıkıyor. 

9 Kasım 2014 Pazar

Amber Yıllıkları-5


Artık seriyi yarılamış bulunuyorum. Seriye başlamadan önce baktığım yorumlarda serinin ilk beş kitabını Corwin'in gözüyle anlatıldığını sonraki beş kitabın ise başka birinin gözüyle anlatıldığını okumuştum.Tabi o zaman umursamamıştım. Buz ve Ateşin Şarkısı gibi olacak diyordum kafamda. En sevdiğim Tyrion bölümünden en sevmediğim Brienne bölümüne geçisin daha hafif bir şekili olacaktı ama olmadı. Hiçbir zaman Tyrion'ı bıraktığım için üzülmemiştim ama az önce Corwin'i bırakınca inanılmaz bir şekilde üzüldüm.Çok alışmıştım ona.Küfürlerini,dövüşlerini,aşklarını onunla birlikte bende yaşamıştım ama derler ya her güzel şeyin bir sonu vardır-Böyle miydi?-  Belki yeni anlatıyıcıyıda seveceğim ama Corwin her zaman aklımın bir köşesinde yer alacak.Üzüntümü burada bırakıyorum ve kitapla ilgili yorumlarıma geçiyorum. Çok güzel dört kitaptan sonra aşırı sıkıldığım bir 120 sayfa okudum. Her zaman yolculukla geçen kitaplardan sıkılmışımdır İşte o 120 sayfanın çoğu yolculukla geçince bayağı sıkıldım. Neyseki kalan sayfalar tekrar bu serinin okuduğum en iyi serilerden biri olduğunu kanıtladı. Dördüncü kitabın şaşırtıcı sonundan sonra artık pek  tersköşe yapılmayacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Ne zaman bir şeye imkansız desem bu kitapta oldu.Roger Zelazny artık imkansız dememeyi öğretti bana.Bu kitapta en çok hoşuma giden şey ise Corwin'in kardeşlerine duyduğu sevginin kitaba yansımasıydı.Son bölümdeki kardeşleri hakkında ki yorumları beni duygulandırdı. Şuan Corwin  sanki hiç görünmeyecekmiş gibi konuşuyorum ama bu konu hakkında bir fikrim yok. Belki arada sırada bir ağacın kökünde uyurken rastlayabiliriz. Tabi ağaçtan izin alabilirse.

Serini ilk 100 sayfasında seriye ara vereceğimi düşünmüştüm ama bitirince kararım değişti. En kısa zamanda altıncı  kitabı okuyacağım ve yorumlayacağım. Elveda ve merhaba.

6 Kasım 2014 Perşembe

Amber Yıllıkları-4


 Amber Yıllıkları serisinin 4. kitabını az önce bitirmiş bulunmaktayım. Kitabın bitimine 10 sayfa kala kitap hakkında yarın bir şeyler yazarım diye düşünüyordum ama öyle bir sonu vardı ki sıcak sıcak yazayım dedim.

 3. kitap nasıl bittiyse hiçbir zaman atlaması yapılmadan başlıyor. Merak uyandırıcı bir sonla bitmişti ve daha da merak uyandırarak devam ediyor. Çok ilerlemeden şunu belirteyim kitabın başlarında Corwin geçmişin bir özetini yapıyor bize. İlk 3 kitapta ne olduysa hepsini gayet güzel bir şekilde anlatıyor. Yani direk 4. kitaptan başlayabilirsiniz-ciddiye almayın- Tabi kitap ilk kitaplara kıyasla daha az aksiyon içeriyor ama tam tersi şekilde entrikanın dibine vuruyor. 2. bölümde anlatılan olayı ileriki bölümlerde başka biri daha değişik bir şekilde anlatıyor. Tabi kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz.Zaten kimseye güvenmeyin!!! Ben güvendim de ne oldu? İşte entrikanın bol olduğu bir kitap olmuş.Bu entrikaları anlayınca kitabı daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Biraz geç oldu ama ben evreni bu kitapta tam olarak anladım hatta ilk üç kitabı biraz körlemesine okuduğumun farkına vardım. Neyse ki geç olmadan düzelttim durumu. Bu kitapta hoşuma giden diğer şey ise Amber'den Gölge Yeryüzü'ne geçişler. Bu geçişler sırasında kitap fantastik bir roman olmaktan çıkıyor ve şiir kitabına dönüşüyor. Niran Elçi gerçekten güzel bir iş çıkarmış keşke aynı başarıyı kapak tasarımında da gösterebilselerdi. Kitap hakkında pek birşeyde yazamıyorum çünkü kitap 204 sayfa ve yazacağım şeyler spoiler olabilir. O yüzden son cümlelerimi yazıyorum. Bence ilk dört kitap arasında en iyisi Oberon'un Eli'ydi. İnanılmaz şaşırtıcı bir sonla bitti. Vizelerimi umursamayacağım ve en kısa zamanda beşinci kitaba başlayacağım. İyi okumalar...

3 Kasım 2014 Pazartesi

Amber Yıllıkları 1-2-3



 İlk kitap incelememle karşınızdayım. İçimde garip bir heyecan var nedensizce. Yazdıkça geçeceğine inanıyorum. Kitap yorumuma geçmeden önce bu seriye başlamadan önceki sürecimle ilgili yazmak istiyorum. Liseye başladığımdan beri sürekli kitap okurum. Bazı aileler çocuklarına kitap okumadıkları için kızarlar benimkiler tam tersi şekilde kitap okuduğum için kızıyorlardı. 5 yıl boyunca aldığım her kuruşu kitaba yatırdığım için ailemden bazı tepkiler aldım. Neyseki ilk seferinde üniversiteyi kazanamamamın  nedenini bilmiyorlar. Onunda sebebinin kitap okumak olduğunu bilselerdi aramızda güzel bir tartışma çıkabilirdi.İşte böyle bir 5 yıl geçirdim ve 6. senemde kendi kendime ''Doğukan yeter artık kitap okuduğun artık ders çalışma zamanı'' dedim ve kitapları bıraktım. İşte böyle bir yıl geçirdim.Üniversiteyi kazandım ve tekrar kitaplara dönmeye karar verdim. Bu duygusal bir dönüş olacaktı,gözyaşları dökecektik,sevgi  kelimeleri karşılıklı sarfedilcekti ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kitaplara odaklanamıyordum. Uzun bir süre yanlış tür seçtiğimi düşündüm. Birçok şey denedim ama eskiye dönemedim. Ta kiiiii Amber Yıllıkları ile karşılaşıncaya kadar. Bir forumda bu kitap için Buz ve Ateşin Şarkısı'ndan daha fazla entrikalı denildiğini görmüştüm kii ben entrikaya bayılırım.İşte bu seriye başlama hikayem böyle.Anlattıklarımla sizi sıktıysam affola. Şimdi kitap hakkımdaki yorumlarıma geçebilirim.

 Serinin ilk üç kitabını tek seferde incelememin sebebi tek cilt şeklinde yayımlanmış olmasıdır. Kitabın konusuna kısaca değinmiş olmak gerekirse klasik taht kavgaları.8 tane erkek kardeş-yanlış hatırlamıyorsam-babalarının yokluğundan istifade ederek Amber tahtına çıkmak için uğraşıyorlar. Konu klasik olsada çok güzel bir şekilde işlenmiş.Taht kavgaları denilince insanın aklına eski çağlar gelir ama bu serimizde kitap tamamen eski çağlarda geçmiyor. Bir bakıyorsunuz bizim dünyamızdalar sonra tekrar Amber'de. Bizim dünyamız dahil diğer mekanlar Amber'in bir Gölgesi olarak geçiyor. Kısacası herşeyin merkezinde Amber var. Ben Kara Kule serisine başladığım zaman oradaki Orta Dünya'da günümüzden eşyalar bulunmasını hiç iyi karşılamamıştım. Hatta ikinci kitapta -spoiler olabilir diğer cümleye geçebilirisiniz ama çok ağır değil :)-kahramanımızın bizim dünyaya geçiş yapması beni kitaptan soğutmuştu. Bu nedenle Amber Yıllarına başlamadan önce bazı önyargılarım vardı ama önyargılarımı Roger Zelazny yıktı resmen. O geçişleri mükemmel bir şekilde işlemiş. Kitabın giriş bölümü okuduğum kitaplar arasında en iyi giriş bölümü olabilir.Kahramanımız gözünü hastahanede hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanıyor ve ortalığı yıkıyor. İlk kitap bazı şeyleri hemen anlayamamıştım. Gölge olayını hele uzun bir süre anlayamadım.İkinci kitapta olayları daha iyi anlamaya başladım ve kitap daha fazla hareketlenmeye başladı. Hatta öyle bir sonu varki şok olarak okumuştum. Zaten o son bölüm kitabı benim gözümde yüceltmişti. Yazar ters köşe yapmayı o sonla bırakmadı tabi. 3.kitapta daha da ileriye götürerek beni birkez daha şaşırttı. George Martin okuyan varsa acımasızca karakterleri öldürdüğünü çok iyi bilir. Korkarım ki Roger Zelazny'de de aynı huy var. Kitapta ki ani ölümler kitaba daha fazla odaklanmamıza neden oluyor. Kitap hakkında fazla bir bilgi vermediğimin farkındayım ama kitabın heyecanının  kaçmasını istemiyorum. Kesinlikle tavsiye etttiğim bir seri. Diğer kitapları ise okuduğum an burada yorumlayacağım.Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.